Kimdir bu yorgun adam ?

São Tomé & Príncipe
Etrafındaki herşeyden yorulmuş yalnızlığın everest'ine ulaşmış beklentisiz yalnız ve çok yorgun bir ruha sahip genç bir beden var burda... Dünya dışında yaşayan sadece yazmayı seven biri...

Hacı bizde ne ararsan burda

25 Ocak 2013 Cuma

Yoruldum lan..!

Yoruldum. İnsanlara alışmaya çalışmaktan yoruldum. Onları oldukları gibi kabullenmeye çalışmaktan, beni ne kadar incitirlerse incitsinler “o da öyle biri işte” demek zorunda olmanın eziciliği altında nefes almaya çalışmaktan yoruldum. anlamaya, anlayamasam da kabul etmeye çalışmaktan yoruldum. ‘kendime rağmen’ bir şeyler için çabalayıp durmaktan yani…

Özür dilemenin ****luğunu fark ettiğimden beri her şey daha da zor. 

anladım.‘zor’ demenin sadece kaçış, korkaklık olduğunu anladım.ardından imkansızın ne kadar kolay sarf edildiğini, ve aslında kolay olmayanı tanımlamak için fütursuzca harcandığını anladım. zor, beraberinde imkansızı getiriyor, nişanlı onlar. nişanı bozacak tek şeyse mantık… ya ‘imkansız’ ya da ‘zor’, ‘mantık’a aşık olmalı ve bu beraberlik çetrefilli yollara girmeden sonlandırılmalı aslında… kara kedi gibi değil ama, ak kedi gibi…‘zor’un imkansıza dönüştürülmesini tek başıma engelleyemeyeceğimi anladım.yalnız kovboyluğun her zaman mümkün olamayacağını yani…

Ne kadar inkar etmeye çalışsam da asla kaçamayacağım eninde sonunda her yolun kendisine çıktığı kahrolası çoğulluktan.

öğrendim.çoğulluktan kaçamayacağım için eninde sonunda kendi doğrularımın yanına ya ‘rağmen’i ya da ‘maalesef’i iliştirmek zorunda olduğumu öğrendim.‘veya’ya olan tahammülsüzlüğün atalarımız yüzünden ve atalarımız kaynaklı olduğunu keşfettiğimden beri tek başıma cılız sesimle marşlar söyleyip güçsüz kollarımla boş yere küreklere abanmamın, sonu belirlenmiş bir savaşa mağlup olduğu önceden kararlaştırılmış taraftan girmek demek olduğunu öğrendim. srödinger’in kedisinin o kutudan asla canlı çıkamayacağını, gerek srödinger’in gerekse kedinin tamamen fantastik bir evrende yaşadıklarını öğrendim…gerçekte ya onlarlasındır, ya da yoksundur; başka seçenek yok ve bunun aksini de iddia etmemeliyim yani…

çoğulluğumu iki kişiden oluşturmaya çalışsam, ‘ikinci’inin gücüne ve merhametine köpek gibi muhtacım.

biliyorum.muhtaç olunanın kendini nasıl tanrısallaştırdığını, muhtaca karşı nasıl da kolayca umursamaz ve aşağılayıcı olabileceğini biliyorum.çaresizliğin şiddetli ko(r)kusunu derinlerimde hissettiğim zamanlarda pes etmeye, boş vermeye ne kadar yakın olabileceğimi biliyorum. pes edişlerimin ardından gelen kabullenişlerimin benden ‘ben’i alacağını ve sonra, yeni söndürülmüş bir izmarit gibi kendime ve etrafımdakilere itici bir koku yayarak hem kendimden beni, hem de diğerlerinden kendimi tiksindireceğini biliyorum…‘ne olur’un ardından gelen ‘belki’lerin öldürücü darbelerini yani…

istemeyi bile sindiremeyen bedenim asla kaldıramayacak yalvarmayı….

yoruldum. tek başıma mümkünleştiremeyeceğim zorluklar için çoğulluğa muhtaç olup yalvarmaya çalışmaktan yoruldum…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder